Riskli Yapı Kararı mı, Hatalı Teknik Rapor mu? Köse Yazısı
Kentsel dönüşüm sürecinde riskli yapı tespiti, yalnızca teknik değil aynı zamanda hukuki sonuçlar doğuran kritik bir idari işlemdir. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin Bakırköy’deki bir taşınmaza ilişkin verdiği kararda; eksik teknik inceleme, hatalı rölöve çizimleri ve yanlış statik modelleme nedeniyle riskli yapı kararının hukuka aykırı olduğu tespit edilerek işlem iptal edilmiştir. Mahkeme, riskli yapı kararlarının ancak bilimsel, eksiksiz ve fiili durumu doğru yansıtan teknik raporlara dayanması halinde hukuka uygun kabul edilebileceğini vurgulamıştır. Karar, kentsel dönüşüm sürecinde teknik doğruluk ve idarenin özen yükümlülüğünün, dönüşümün hızından daha önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kentsel dönüşüm… Türkiye’nin en kritik gündem başlıklarından biri. Özellikle 6306 sayılı yasa ile birlikte bu süreç ciddi anlamda hız kazandı. Ama işin özü yalnızca eski yapıları yıkıp yenilerini yapmak değil; çok daha derin, çok daha hassas bir meseleyle karşı karşıyayız.
Çünkü bu süreçte alınan her karar, doğrudan insanların mülkiyet hakkına, barınma hakkına ve ekonomik geleceğine dokunuyor.
İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan en kritik işlem: riskli yapı tespiti.
Bu tespit, çoğu zaman sadece teknik bir rapor gibi görülse de aslında sonuçları itibarıyla son derece ağır bir idari işlem. Bir binanın “riskli” ilan edilmesi; tahliye, yıkım ve ciddi ekonomik kayıplar anlamına gelebiliyor. Dolayısıyla burada yapılan teknik incelemenin doğruluğu, yalnızca mühendislik meselesi değil; aynı zamanda bir hukuk meselesidir.
Nitekim idari yargı da tam olarak bu noktada devreye giriyor.
Mahkemeler, riskli yapı kararlarını değerlendirirken idarenin takdir yetkisine sınırsız bir alan tanımıyor. Aksine, bu kararların dayanağı olan teknik raporları didik didik inceliyor. Özellikle bilirkişi raporları, bu davaların kaderini belirleyen en önemli unsurların başında geliyor.
Bu çerçevede dikkat çeken önemli kararlardan biri, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi’nin 2019/1796 esas ve 2020/14 karar sayılı dosyası.
Olay Bakırköy’de geçiyor.
Bir taşınmaz hakkında belediye tarafından riskli yapı kararı alınıyor. Ancak bağımsız bölüm maliki olan davacı, bu kararın hatalı teknik incelemeye dayandığını ileri sürerek iptal davası açıyor. Mahkeme de dosyanın teknik niteliğini dikkate alarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıyor.
Ve asıl tablo burada ortaya çıkıyor.
Bilirkişi raporu, riskli yapı tespitine esas alınan teknik raporda ciddi eksiklikler ve hatalar bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Öncelikle, yapının taşıyıcı sistemine ilişkin incelemenin son derece sınırlı olduğu tespit ediliyor. İnceleme neredeyse sadece zemin katla sınırlı tutulmuş; binanın genel taşıyıcı sistemi hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapılmamış.
Bu bile tek başına ciddi bir sorunken, daha çarpıcı bir hata daha ortaya çıkıyor:
Raporda yer alan rölöve çizimleri, binanın gerçek durumunu yansıtmıyor.
Gerçekte dört katlı olan yapı, teknik raporda sanki bir bodrum katı varmış gibi beş katlı olarak modellenmiş. Bu tür bir modelleme hatasının, statik hesapları doğrudan etkileyeceği açık. Dolayısıyla yapılan risk analizinin güvenilirliği de ciddi şekilde zedelenmiş oluyor.
Bilirkişiler bu nedenle net bir sonuca varıyor
Bu teknik rapora dayanarak sağlıklı bir riskli yapı tespiti yapılamaz.
İlk derece mahkemesi de bu tespiti esas alıyor ve riskli yapı kararını iptal ediyor. Kararın gerekçesi son derece açık: Teknik inceleme eksik ve hatalıysa, işlemin “sebep unsuru” sakatlanır. Bu da idari işlemi hukuka aykırı hale getirir.
Davalı idareler ise istinaf yoluna başvuruyor. Gerekçeleri ise dikkat çekici: Bilirkişi raporunun başka bir dosyada hazırlandığı ve kendilerine tebliğ edilmediği iddiası.
Ancak istinaf mahkemesi bu itirazı yerinde bulmuyor.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece kararını hukuka uygun buluyor ve istinaf başvurusunu reddediyor.
Bu karar bize çok net bir şey söylüyor:
Riskli yapı tespiti, idarenin keyfi ya da yüzeysel değerlendirmeleriyle alınabilecek bir karar değildir.
Bu kararlar; eksiksiz, bilimsel ve en önemlisi fiili durumu doğru yansıtan teknik verilere dayanmak zorundadır.
Aksi halde ne olur?
Eksik inceleme, hatalı rölöve, yanlış statik modelleme… Bunların her biri teknik raporun güvenilirliğini ortadan kaldırır. Ve bu durumda idari işlem, yargıdan döner.
Bu kararın en önemli mesajı da burada yatıyor:
Kentsel dönüşümün hızlandırılması amacı, teknik doğruluğun önüne geçemez.
İdare, bu süreçte azami özen göstermek zorundadır. Çünkü yapılan her hata, yalnızca bir binayı değil; o binada yaşayan insanların hayatını etkiler.
Sonuç olarak ortaya çıkan temel ilke son derece net: Riskli yapı kararlarının hukuka uygunluğu, ancak doğru, eksiksiz ve fiili duruma uygun teknik incelemelere dayanması halinde mümkündür. Aksi durumda bu kararlar, idari yargı tarafından iptal edilmektedir.